6 Nisan 2007 Cuma

Ortasından Kırmak Hayali / Anıl Engin


Küçüktüm küçük, epeyce küçük, pek küçük. Bir nokta; kütüphanenin içine doğmuş. Bir nokta, hangi kitaptaki hangi cümlenin sonu. Adımını dikkatli atmadığında birisi, ayağının altında kalacak kadar küçüktüm.

Bütün oyuncaklar arkadaşımdı. Yatağın altı, dolabın arkası; kuru ekmek ve kıtır kırıntısı. Köpeklerden nasıl da korkardım, bir de büyüklerin eve varmasından. Karanlığın koskocaman olmasından, odalardan mutfağa doğru yarış ediyor gibi tıkırdayan farelerden korkardım. Perdeler açık kaldığında, geceleri, bir deve dönüşen badem ağacından, sessizliği bozan bütün seslere küserdim de, o yüzden mi gündüzleri fazla konuşmazdım.

İşte küçük halimle oturuyordum bir akşam; gözümü kapatmışım yarım kalan günlere, yamalar yapıyorum kafamda. Kapılar takıyordum bütün boşluklara. Henüz pembeliğini yitirmemiş göz kapakların ardında, çok çok içerlere bakıyordum. Birden, çalındı kapım.

Koro:
dalları kırılmış badem ağacı
yetmedi yetmedi yetmedi bize
biraz daha kır gülen dallarını

Annemdi gelen, adımını attı içeri babam oldu, adımını attı yokoldu. Diğer çocuklar duymadılar. Kimisi altını ıslattı çoktan, kimisinin altına ıslatmasına daha var. Bir hayal düşünüyordum, bir hayal bulsam gönül rahatlığıyla uykuya dönecektim. Rüyama dönüşecektim. Suya çabuk düşmeyecek, ağladığında yitmeyecek, bırakıp gitmeyecek bir hayal. Düşledim, düşledikçe hayali, oldum bir hayal.

Hayal: Bir melodi dolaşıyor binaların arasında duyuyor musun?
Çocuk: Benim hayalimi kırdılar orta yerinden, hiç bir melodi artık umurumda değil .
Hayal: Dinle bir, sokakların içinde, usul usul, hafif hafif dokunuyor içimize.
Çocuk: Ne yapmak istediğini biliyorum, ama hayır kim başarmış ki bir yaşlanmış bir çocuğu büyüklüğünden uyandırmayı.

Uyandı yatağından ilk önce yorganı, sonra yastığı, ve işte dünyanın dört bir yanında uyanır, uyur, oturur, kalkar, yürür, ölürken canlılar; bir cansız olacak bu geceki şarkımızın en güzel notası.

Koro:
dalları kırılmış badem ağacı
yetmedi yetmedi yetmedi bize
biraz daha kır gülen dallarını

Bir sandalye, bir tahta tenli, bacakları çivilenmiş bedenine, meraklı mı meraklı. Bilmek istedi; sahi somyanın üstünde yatan kimdi? Evet bir kaç saat önce odanın kapısından, ağır bir taş gibi yuvarlanmıştı bu genç adam, en güzel gömleğini de ona vermişti, işte bu muazzam. Çok istedi sandalye, bacakları karıncalandı, dalgalandı gövdesi. Ama yıkamadı, yıkamadı işte nesnelerin tabiatını.

Üstündeki ipekten gömleğiyle – ipekten olduğunu hayal etmek bir ihtimal kurtarırdı belki onu kendi ağırlığından – odanın kapısından çıkıp gitmeyi düşlemişti. Dörtnala koşmayı sönük sokak lambalarının altında. Gecenin takırtılarına hemen uyanmaz insanlar nasılsa, uyansalar bile bir sandalyenin koştuğuna kim inanır. Ah bu ne güzel bir rüya ki, çiçek açacaktı neredeyse sandalye dört bir bacağından, ama yıkamadı nesnelerin tabiatını. Öylece, kıpırtsız, içi soluk soluğa, dışı lâl, kalakaldı. İçinden geçip duran tek bir soru vardı bundan sonra, acaba somyanın üstünde yatan kimdi.

Kim olacak sevgili okuyucular, ortasından kırılmış bir hayal...



Anıl Engin




Etiketler:

50 Yaş Şiiri / Ümit Yaşar Oğuzcan

Ne zaman baksam çevreme elli yıl sonra
Hep aynı gördüklerim; bir keşmekeş, bir bozuk düzen
Bir lokma ekmek uğruna tükenmesi insanların
Yaşamak ve ölmek için hep aynı neden

Sefil doymazlık; ete, kana, paraya
Öylesi bir açlık ki eksilmeyen, bitmeyen
İnsan, ezebildiğince mutlu insan, oğul
Nereye gidersen git hep o tuzak, o dümen

Küçük hesaplarla kabaran büyük hesaplar
Ve değişmez çığlığı insanoğlunun: Ben, ben, ben !"
Sen yok musun ? Onlar yok mu ? Biz yok muyuz ?
Nereye bu gidiş ? Delicesine pupa yelken

Söyle neyi değiştirebilirsin ki tek başına
Yıldırırlar, sustururlar vururlar seni de hemen
Düşler bitmişse, gerçekler bir tokat gibi inmişse
Tek başına mutlu ol bakalım, olabilirsen

En güzeli sevmek diyeceksin insanları tümüyle
Usanmadan, bir şey ummadan, beklemeden
Ver, durmadan ver, eller uzanmış, baksana
Ver ki; kurulsun sofra, başlasın şölen

Bir yanda umutların, düşlerin, düşüncelerin
Bir yanda aldığını geri vermez koca bir evren
Bak ! Bütün ağızlar yutmaya hazır seni
Bir noktadan, bir lokmadan başka nesin sen

Dönüp gerilere bakıyorum, bir de kendime
Elli yıl geçmiş, ha gün, ha yarın derken
Değişen birşey yok, bir şaşkın benden başka
İşte aynı yol, aynı kapı, aynı merdiven

Hani nerdeler ? Kimi yitmiş kimi gitmiş dostların
Bir ak saçlı anan kalmış yolumu bekleyen
Sabah-öğle-akşam . . . Hep o tekdüze yaşam
Ve kırılmış bir kalple yorulmuş bir beden

İşte böyle geçti yıllar. bozbulanık
Ben sevdim, ben ağladım, başkalarıydı gülen
Ne zaman uzattıysam ellerimi, parçalandı
Mutluluk serseri bir mayındı denizlerimde yüzen


Ümit Yaşar OĞUZCAN

Etiketler: