Ortasından Kırmak Hayali / Anıl Engin
Küçüktüm küçük, epeyce küçük, pek küçük. Bir nokta; kütüphanenin içine doğmuş. Bir nokta, hangi kitaptaki hangi cümlenin sonu. Adımını dikkatli atmadığında birisi, ayağının altında kalacak kadar küçüktüm.
Bütün oyuncaklar arkadaşımdı. Yatağın altı, dolabın arkası; kuru ekmek ve kıtır kırıntısı. Köpeklerden nasıl da korkardım, bir de büyüklerin eve varmasından. Karanlığın koskocaman olmasından, odalardan mutfağa doğru yarış ediyor gibi tıkırdayan farelerden korkardım. Perdeler açık kaldığında, geceleri, bir deve dönüşen badem ağacından, sessizliği bozan bütün seslere küserdim de, o yüzden mi gündüzleri fazla konuşmazdım.
İşte küçük halimle oturuyordum bir akşam; gözümü kapatmışım yarım kalan günlere, yamalar yapıyorum kafamda. Kapılar takıyordum bütün boşluklara. Henüz pembeliğini yitirmemiş göz kapakların ardında, çok çok içerlere bakıyordum. Birden, çalındı kapım.
Koro:
dalları kırılmış badem ağacı
yetmedi yetmedi yetmedi bize
biraz daha kır gülen dallarını
Annemdi gelen, adımını attı içeri babam oldu, adımını attı yokoldu. Diğer çocuklar duymadılar. Kimisi altını ıslattı çoktan, kimisinin altına ıslatmasına daha var. Bir hayal düşünüyordum, bir hayal bulsam gönül rahatlığıyla uykuya dönecektim. Rüyama dönüşecektim. Suya çabuk düşmeyecek, ağladığında yitmeyecek, bırakıp gitmeyecek bir hayal. Düşledim, düşledikçe hayali, oldum bir hayal.
Hayal: Bir melodi dolaşıyor binaların arasında duyuyor musun?
Çocuk: Benim hayalimi kırdılar orta yerinden, hiç bir melodi artık umurumda değil .
Hayal: Dinle bir, sokakların içinde, usul usul, hafif hafif dokunuyor içimize.
Çocuk: Ne yapmak istediğini biliyorum, ama hayır kim başarmış ki bir yaşlanmış bir çocuğu büyüklüğünden uyandırmayı.
Uyandı yatağından ilk önce yorganı, sonra yastığı, ve işte dünyanın dört bir yanında uyanır, uyur, oturur, kalkar, yürür, ölürken canlılar; bir cansız olacak bu geceki şarkımızın en güzel notası.
Koro:
dalları kırılmış badem ağacı
yetmedi yetmedi yetmedi bize
biraz daha kır gülen dallarını
Bir sandalye, bir tahta tenli, bacakları çivilenmiş bedenine, meraklı mı meraklı. Bilmek istedi; sahi somyanın üstünde yatan kimdi? Evet bir kaç saat önce odanın kapısından, ağır bir taş gibi yuvarlanmıştı bu genç adam, en güzel gömleğini de ona vermişti, işte bu muazzam. Çok istedi sandalye, bacakları karıncalandı, dalgalandı gövdesi. Ama yıkamadı, yıkamadı işte nesnelerin tabiatını.
Üstündeki ipekten gömleğiyle – ipekten olduğunu hayal etmek bir ihtimal kurtarırdı belki onu kendi ağırlığından – odanın kapısından çıkıp gitmeyi düşlemişti. Dörtnala koşmayı sönük sokak lambalarının altında. Gecenin takırtılarına hemen uyanmaz insanlar nasılsa, uyansalar bile bir sandalyenin koştuğuna kim inanır. Ah bu ne güzel bir rüya ki, çiçek açacaktı neredeyse sandalye dört bir bacağından, ama yıkamadı nesnelerin tabiatını. Öylece, kıpırtsız, içi soluk soluğa, dışı lâl, kalakaldı. İçinden geçip duran tek bir soru vardı bundan sonra, acaba somyanın üstünde yatan kimdi.
Kim olacak sevgili okuyucular, ortasından kırılmış bir hayal...
Anıl Engin
Etiketler: Sevdiklerim


0 Yorum:
Yorum Gönder
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Ana Sayfa