10 Nisan 2007 Salı

Sinejella...


Nihayet yatmaya karar verdiğim zaman, evi genel bir kontrolden geçiririm. Mutfaktan, banyoya… Açık kalan bir ocak gözü, musluk, pencere var mı, bakarım. Dağınık kızım, çalışma odasında yanar bir mum, tütsü ya da yarısı yenmiş bir börek, iki yudum içilmiş bir süt, hazır kahve, su bardağı bırakmışsa -ki genellikle bir şeyler vardır; toplarım.

Masasının üzerinde açık bir kitap, defter bulduğum da çok olur; onlara dokunmam, bakmam, karıştırmam.

Ama bu gece, bilgisayarını açık bırakmış. Ekranın sol üstünde kendinden yapışkanlı bir not kâğıdı:

"Pazartesi, kompozisyon yazılısı. Masal yazılacak."

Ekrandakilere takıldım:

"Demir Kafes İçindeki Cesur Şövalye"

"Önce, en kocamanından bembeyaz bir bulut çizin gözlerinizin önüne; çünkü masalımız orada geçecek.

Çizdiniz mi, pofuduk pofuduk oldu mu? O halde tamam. Dinleyin:

Bu pofuduk bulut, gökyüzünde asılı durmaktan yorulmuş, yalnızlıktan da sıkılmış, yeryüzüne inmiş. Sırt üstü yatıp keyifle dinlenirken, bir çift küçük gözün kendisini izlediğini farketmiş.

"Hadi, arkadaşlarını da al, gelin yanıma." diyerek, çağırmış o meraklı gözlerin sahibini.

Önce biraz çekinseler de, davete uyanlar çabucak kaynaşmışlar bulutla. Pencerelerinde rengârenk çiçekler olan küçük taş evleriyle, kaldırımlarında portakal ağaçlarıyla, duru havası, yeşil vadileri, masmavi, berrak deniziyle pek güzel bir masal ülkesi yaratmışlar. Bir de isim vermişler ona:

Sinejella…

Bu bulutsal ülkede doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, herkes güneş doğmadan uyanır, yeni güne hazırlanırmış. Sokağa çıkıp birbirleri ile karşılaşanlar "merhaba, benden sana zarar gelmeyecek" diyerek selamlaşırlarmış. Kimi çeşit çeşit ağaçlardan meyveler toplar, kimi gümüş renkli balıklar tutarmış serin denizden. Birileri sokakları silip süpürürken, bazıları çilekli pastalar pişirir, başka birileri de herkesin mektuplarını dağıtırmış evlere.

Bulut da, üzerinde yaşayanlar da mutlu mutlu günlerini geçirir, gökyüzü laciverte dönüp binlerce yıldız göz kırpmaya başlarken, yatıp uyurlarmış huzur içinde…

Zamanla, bulut içten içe bir özlem duymaya başlamış gökyüzüne. Etrafta da gri takım elbiseli birisi ve kedilerin yüzkarası, nankör bir sarı kedi dolanır olmuş. Gri elbiselinin ruhu da, elbisesi gibi griymiş. Her şeyi, her yeri griye boyamak istermiş. Sarı nankör ise, buluttan gelen nefis kokuları duydukça azar, payına düşenlerle yetinmez; hepsini yemek, yutmak istermiş.

Bu ikisi, kafa kafaya verip Sinejella'yı dağıtmaya karar vermişler. Tek başlarına yapacak güçleri olmadığı için, bir başka masaldan kaçan dev vantilatörü çağırmışlar.

Vantilatör, bunları dinlemiş, yavaş yavaş paslı kanatlarını döndürmeye başlamış. Çıkan rüzgar, Sinejella'ya ulaştığında, oradakiler alışık olmadıkları bu esintiyle ürpermişler, birbirlerine sarılmışlar, ürkmüşler. Vantilatörün kanatları biraz daha hızlı dönünce, Sinejella hafifçe kıpırdanıp havalanmaya başlamış. Bizim pofuduk bulut, evine doğru yükselmeye başlayınca hem sevinmiş, hem üzülmüş. Kocaman, tek bir damla gözyaşı dökmüş aşağıya.

Bu gözyaşı, vantilatörün motoruna değmiş, onun paslarını temizlemeye yetmiş. Vantilatör, kafasını gri elbiseli adamla sarı kediye çevirmiş, öyle bir esmiş ki, ikisi de uçup yok olmuşlar.

Sonra, tekrar Sinejella'ya dönüp hafif hafif üfleyerek, onu hem pofuduğun evine yakın, hem de üzerindekilerin yaşamaya devam edebilecekleri yükseklikteki şu karşıki dağın tepesine yerleştirmiş.

Sinejella'lılar da ona, "Demir Kafes İçindeki Cesur Şövalye" ünvanı vermişler.

Yaa, işte böyle olmuş. "



Son yıllardaki griye düşkünlüğüm çarptı yüzüme. Bir panik, gardrobuma koşup elbiselerime baktım. Gömleklerim, pantolonlarım, ceketlerim… neredeyse hepsi gri. En sevdiğim kazaklarım ve hatta vazgeçemediğim jean'lerim de. Banyoya attım kendimi; aynaya baktım. Ellerim, gri saçlarımı yoklarken farkettim aynaya yapıştırılmış bir başka notu:

"Güneşim tepende, baksana."

Bir gülen yüz çizmiş, bir de ok; işaretlediği yönde küçük makyaj aynası… Üstüne yapıştırılmış bir küçük kâğıt daha; "Başının arkasına doğru ama." Aynayı alıp, kaldırdım, gözlerim karşıya takılı. Önümdeki ayna, başımın gerisindeki aynayı yansıttı… Gri saçlarımın döküldüğü yerde, saçsız kalmış bölgeyi gördüm.

Berbere bile traş sonrası göstermesini istemediğim, 100'lük ampul altında parlayan bölgeyi.

Tekrar odasına döndüm, bir kez daha okudum yazdıklarını.

Bir kıpırtı hissedip arkama döndüğümde kapıya yaslanmış, beni seyreden meleğimi gördüm. Uykulu sesiyle fısıldadı:

"Seni yazmadım, sana yazdım babam."

"Zaten sen de tanıyorsun ya, onları."



Format zamanımı bilemem ama kendimi resetleme vaktim gelmiş, geçiyor; anladım.

Yağamasam, gürleyemesem de… esmeliyim, eseceğim. İlk olmasa da olsun, belki de son

...bahar rüzgârı gibi.

Etiketler:

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa